Sözlükte : “Hayd” akmak demektir, şer’an ise belli vakitlerde kadının rahminin dip taraflarından çıkan bir kandır. Bu herhangi bir hastalık ya da rahatsızlık sebebiyle gelmez, aksine yüce Allah’ın Âdemin kızlarının yaratılışında takdir ettiği bir şeydir. Allah bu kanı rahimde çocuğun hamilelik döneminde beslenmesi için yaratmıştır. Daha sonra çocuğun doğumu akabinde bu süte dönüşür. Eğer kadın hamile ya da süt emziren birisi değil ise, bu kanın gidecek bir yeri olmadığından dolayı belli vakitlerde dışarı çıkar ve bu adet ya da ay hali diye bilinir.
Kadının Ay Hali Yaşı
Çoğunlukla kadının ay hali olduğu asgari bir yaşı olur ve elli yaşına kadar devam eder. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Kadınlarınız arasından ay halinden kesilmiş olanlarla asla ay hali olmamışların (iddetleri) hakkında şüphe edersiniz…” (et-Talak, 64/4)
Burada ay hali olmayan kadınlardan kasıt, elli yaşına gelmiş olanlardır. Ay hali olmamışlardan kasıt ise dokuz yaşına gelmemiş olanlardır.
Ay Hali Olan Kadın İle İlgili Hükümler
1- Kadın ay hali iken onunla ferc yoluyla ilişkiye girmek haramdır. Çünkü yüce Allah: “Sana ay halinden sorarlar, de ki: ‘O bir rahatsızlıktır. Onun için ay halindeyken kadınlardan ayrı durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiler mi o zaman Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın. Gerçekten Allah çokça tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever” (el-Bakara, 2/222) diye buyurmaktadır.
Bu haramlık hali kadın ay halinden kesilip bundan dolayı gusletmesine kadar devam eder. Çünkü yüce Allah: “Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiler mi o zaman Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın” diye buyurmaktadır.
Ay hali olan kadının kocası, fercinden cima etmesi dışında hanımından her şekilde istifade etmesi mübahtır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: “Cima dışında her şeyi yapabilirsiniz” diye buyurmuştur. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir).
2- Ay hali olan kadın ay hali olduğu süre içerisinde oruç tutmaz, namaz kılmaz. Bu haldeyken bunları yapması haramdır. Bu halde iken bu ibadetlerin işlenmesi sahih değildir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kadın ay hali olduğu vakit namaz kılmayı ve oruç tutmayı bırakmıyor mu?”[10]
Ay hali olan kadın temizlendikten sonra orucun kazasını yapar. Fakat namazın kazasını yapmaz. Çünkü Âişe radıyallahu anha şöyle demiştir: “Bizler Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hayata iken ay hali olurduk. Orucun kazasını yapmamız emrolunur, fakat namazın kazasını yapmamız emredilmezdi.”[11]
Aradaki farka gelince -doğrusunu en iyi bilen Allah’tır- namaz tekrarlanan bir ibadettir. Bu husustaki zorluk ve sıkıntı sebebiyle kaza edilmesi vacip değildir, oruç ise böyle değildir.
3- Ay hali olan kadının arada bir engel bulunmaksızın Mushafa doğrudan dokunması haramdır. Çünkü yüce Allah: “Ona ancak tertemiz olanlar el değdirir” (el-Vakıa, 56/79) diye buyurmuştur. Ayrıca Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’ın Amr b. Hazm’a yazdığı mektubunda: “Mushaf’a da ancak temiz olan bir kimse el değdirebilir”[12] buyurmuştur. Bu insanlar tarafından kabul ile karşılanan bir iş olduğundan adeta mütevatir rivayete benzer. Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye – Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demektedir: Dört mezhep imamının görüşüne göre mushafa ancak taharetli olan kimse el değdirebilir. Ay hali olanın, Kur’an’a el değdirmeksizin Kur’an okuyabileceği hususunda ilim ehli arasında görüş ayrılığı vardır. İhtiyata daha uygun olan unutacağından korkması gibi bir zaruret hali olması dışında, Kur’an okuyamayacağıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
4- Ay hali olan kadının Beytullahı tavaf etmesi haramdır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Âişe radıyallahu anha ay hali olunca şöyle demiştir:“Hacc eden kimsenin yaptığı her işi yap; şu kadar var ki temizleninceye kadar Beyti tavaf etme!” [13]
5- Ay hali olan bir kadının mescitte kalması haramdır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Ben ay hali olana da cünübe de mescitte kalmayı helal kılmıyorum.”[14]
Yine şöyle buyurmuştur:
“Mescit, ay hali olana da cünüp olana da helal değildir”[15]
Bununla birlikte orada kalmaksızın mescitten geçip gitmesi caizdir. Çünkü Âişe radıyallahu anha’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resulullah sallallahu aleyhi vesellem bana “mescitten seccadeyi ver” buyurdu Ben: “Ben ay haliyim” deyince: “Senin ay hali olman senin elinde olan bir şey değildir” diye buyurdu.[16]
Ay hali olan hanımın tehlil, tekbir, tesbih, dua gibi meşhur zikirleri yapması ile sabah akşam uyumak isterken uyanırken yapılacağı varid olmuş meşru duaları okuması da sakıncasızdır. Ayrıca tefsir, hadis ve fıkıh gibi ilim kitapları okumasında da bir sakınca yoktur.
Kadının Gördüğü Sarılık Ya Da Bulanıklığın Hükmü:
Sarılık, sarıya çalan irini andıran bir şeydir. Bulanıklık ise bulanık kirli suya benzer. Kadından bulanıklık ya da sarılık ay hali sırasında görülecek olursa o bunları ay hali olarak değerlendirir ve bu hallerde de az önce geçen ay hali hükmünü alırlar. Eğer adet vakti dışında bu renkler görülecek olursa kadın bunları itibara almaz, kendisini temiz olarak kabul eder. Çünkü Umm Atiyye şöyle demiştir: “Biz temizlikten sonra bulanıklığı ve sarılığı bir şey saymazdık.” Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. Buhari de bunu “temizlikten sonra” ifadesi olmadan rivayet etmiştir. Böyle bir hadis, hadis ilmi ehline göre merfu hadisi hükmündedir. Çünkü bu Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ‘in bir takriri olarak değerlendirilir. Bu hadisten anlaşılan da şudur: Ay halinden temizlenmeden önce görülen bulanıklık ve sarılık ay hali olup onun hükmünü alırlar.
Kadın Ay Halinin Sona Erdiğini Nasıl Anlar
Kadın ay halinin sona erdiğini şu iki alametten birisi ile bilebilir:
Birinci alamet: Beyaz akıntının gelmesidir: Bu ay hali kanı akabinde gelen beyaz bir sudur, kireç suyunu andırır. Bazen beyazın dışında bir renkte de olabilir, kadınların hallerine göre değişiklik arzedebilir.
İkinci alamet ise kuruluktur. Bu da kadının fercine bir bez ya da bir pamuk parçası sokup çıkardıktan sonra bunun, kan, bulanıklık ya da sarılık gibi üzerinde herhangi bir iz bulunmaksızın kuru halde çıkması demektir.
Ay hali sona eren kadının yapması gerekenler
Ay hali olan kadının bu durumu sona erdiğinde gusl etmesi gerekir. Bu da bütün vücudunda taharet niyetiyle suyu kullanması ile olur. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Ay halin başladı mı namazı bırak bitti mi gusl et ve namazı kıl.”[17]
Gusl etme şekli şöyledir : Namaz ve benzeri bir ibadet için hadesi kaldırmayı yahut da temizlenmeye niyet eder, sonra: Bismillah, deyip bütün vücuduna su döker. Saçlarının diplerini ıslatır. Ancak saçlarını -örük ise- çözmesi gerekmez. Sadece su ile ıslatır. Şayet su ile birlikte sidr yahut temizleyici maddeler kullanacak olursa bu da güzeldir. Üzerinde misk yahut başka bir hoş koku bulunan bir pamuk parçası alıp guslettikten sonra fercine koyması mustehaptır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bunu Esma’ya emretmiştir.[18]
Ay hali yahut loğusa kadın güneş batımından ya da tan yeri ağarmasından önce temizlenirse nelere dikkat eder
Ay hali yahut loğusa kadın güneş batımından önce temizlenirse o günün öğle ve ikindi namazını kılmalıdır. Tan yeri ağarmadan önce temizlenirse o gecenin akşam ve yatsı namazını kılmalıdır. Çünkü özür halinde ikinci namazın vakti, diğer birinci namazın da vaktidir.
Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye, fetvalarında[19] şunları söylemektedir: “Bundan dolayı Malik, Şafii ve Ahmed gibi ulemanın cumhuru (çoğunluğu) eğer ay hali olan kadın günün sonunda temizlenecek olursa, öğle ve ikindi namazlarını birlikte, şayet gecenin sonunda temizlenecek olursa akşam ve yatsı namazlarını birlikte kılar, demişlerdir. Nitekim bu görüş Abdurrahman b. Avf, Ebu Hureyre ve Abdullah b. Abbas’tan da rivayet edilmiştir. Çünkü vakit özür halinde her iki namaz için ortaktır. O halde günün sonunda temizlenecek olursa öğle namazının vakti devam ediyor demektir; bundan dolayı öğleyi ikindiden evvel kılar. Şayet gecenin sonunda temizlenecek olursa özür halinde akşam namazı devam ediyor demektir. Bundan dolayı yatsıdan önce akşamı kılar…”
Şayet namaz vakti girdikten sonra ay hali veya loğusa olursa tercih edilen görüşe göre; vaktinin başına yetiştiği fakat namazını kılamadan ay hali ya da loğusalığının başladığı o namazı kaza etmez. Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye, Fetvalarında[20] bu mesele hakkında şunları söylemektedir:
“Delil bakımından daha kuvvetli görülen, Ebu Hanife ve Malik’in mezhebidir. Bunlara göre herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Çünkü kaza namazı ancak yeni bir emir ile vacip olur. Burada ise onun kaza etmesini gerektiren yeni bir emir yoktur. Diğer taraftan o caiz olan bir tehirde bulunarak namazını kılmayı ertelemiştir. Bu bakımdan onun herhangi bir kusurlu davranışı söz konusu değildir. Uyuyan ya da unutan bir kimse de aynı şekilde her ne kadar kusurlu değil ise de, onun yaptığı bir kaza kılmak değildir. Aksine onun kılacağı namaz uyandığı ya da hatırladığı vakit vaktinde kılınan bir namazdır …”
2- İstihaza ve Hükümleri:
İstihaza, âzil diye adlandırılan bir damardan sızıntı şeklinde zamanı dışında kanın akması demektir. İstihazalı kadının durumu ay hali kanının istihaza kanına benzemesinden ötürü müşkil bir durumdur. Kan böyle bir kadından sürekli yahut çoğunlukla akmakta ise bu kadın hangisini ay hali kanı kabul edecek, hangisini istihaza kanı kabul edecek bundan dolayı orucu ya da namazı terk etmeyecek? Bu sebeple istihazalı kadın hakkında temiz kadınların hükümleri muteberdir. Buna göre istihaza kanı gören kadının üç hali söz konusudur:
Birinci hal: Onun istihaza musibetine uğramadan önce bilinen bir adetinin olması halidir. Yani istihazalı hale düşmeden önce mesela ayın başında ya da ortasında beş ya da sekiz gün ay hali oluyordu. Böylelikle ay hali günlerinin sayısını ve vaktini bilmiş oluyordu. Böyle bir kadının adeti kadar ay hali kabul edilir, namazı ve orucu bırakır ve onun hakkında ay hali hükümlerine dikkat edilir. Adeti sona erdi mi gusleder namaz kılar geriye kalan kanı istihaza kanı olarak değerlendirir .Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Umm Habibe’ye şöyle demiştir: “Daha önce adetin seni alıkoyduğu kadar bekle; sonra gusl et ve namaz kıl”[21] Yine Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Ebi Hubeyş kızı Fatıma’ya şöyle demiştir:
“Şüphesiz ki bu (kan sızdıran) bir damardır, ay hali değildir. Ay hali vakti geldi mi namazı terk et.”[22]
İkinci hal: Şayet böyle bir kadının bilinen bir adeti bulunmayıp fakat kanı siyah yahut katı yahut özel bir kokusunun bulunması gibi adet kanı niteliğini taşımak suretiyle diğerinden ayırd edilebiliyor; diğer kanı ise kırmızı, kokusuz ve katı olmamak suretiyle ay hali kanının niteliklerini taşımadığı için ay hali kanından ayırt edilebiliyorsa, bu durumda ay hali kanı niteliklerini taşıyan kanı adet kanı olarak kabul eder ve bu süre zarfında namazı bırakır, oruç tutmaz. Bunun dışında gelen kanları istihaza kabul eder ve ay hali kanı niteliklerini taşıyan kanın akmasının sona ermesi ile birlikte gusleder, namaz kılar, oruç tutar ve temiz kabul edilir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Ebu Hubeyş kızı Fatıma’ya şöyle demiştir:
“Ay hali kanı bilinen siyah bir kandır. İşte o vakit namaz kılma! Eğer diğer kan görünürse o zaman abdest al namaz kıl!”[23]
Bu hadisten anlaşıldığına göre istihazalı olan kadın kanın niteliklerine itibar eder ve bu nitelikler ile ay hali kanı ile diğerlerini ayırır ve değerlendirir.
Üçüncü hal: Eğer kadının bildiği bir adeti ve ay hali kanının diğerlerinden ayırd edici nitelikleri yoksa, bu durumda kadın çoğunlukla görülen süre olan her aydan altı ya da yedi günü ay hali olarak kabul eder. Çünkü kadınların çoğunlukla görülen adeti budur. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Cahş kızı Hamne’ye şöyle demiştir: “Bu, şeytandan gelen bir tekmedir. Sen altı ya da yedi gün ay hali olduğunu kabul et; sonra gusl et. Artık bu süreyi bitirdin mi yirmi dört veya yirmi üç gün namaz kıl, oruç tut. Böyle yapman senin için yeterlidir. Diğer kadınların ay halinde olduğu gibi sen de böylece yap.[24]
Geçen açıklamalardan çıkan sonuç şudur: Adeti olan bir kadın adetine göre hareket eder. Kanları birbirinden ayıran kadın bu ayırdetmeye göre tutumunu belirler. Bu iki durumda da olmayan bir kadın altı ya da yedi gün ay hali olduğu kabul edilir. İşte böylece bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi vesellem den istihaza hakkında varid olmuş üç ayrı sünnet uygulaması bir arada değerlendirilmiş olmaktadır.
Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye şöyle diyor: “Alamet olarak kabul edilenler altı tanedir: Eğer adet var ise bu en güçlü alamettir. Çünkü aslolan ay halinin durumudur. Ayırd edici özelliklere gelince, siyah ve kötü kokan katı kanın ay hali kanı olması kırmızı kana göre daha uygundur. Kadınların çoğunluğunda görülen kanı muteber kabul etmeye gelince, aslolan kişinin daha genel ve çoğunlukla görülen kişiler gibi değerlendirilmesidir. İşte bu üç alamet, gerek sünnet gerekse konu ile ilgili olayların değerlendirilmesi sureti ile delil teşkil etmektedir.” Daha sonra İbn Teymiyye bu hususta kabul edilen diğer alametleri söz konusu etmekte ve şunları söylemektedir: “Bu husustaki görüşlerin en doğru olanı ise, sünnet-i seniyyede gelmiş olan alametlere itibar etmek, bunların dışındakileri göz önünde bulundurmamaktır…”
İstihazalı Kadının Temiz Kabul Edildiği Hallerde Uyması Gereken Hususlar:
1- Daha önce açıklandığı üzere muteber kabul edilen ay halinin sona ermesi ile birlikte gusletmesi gerekir.
2- Her namaz vaktinde fercinden çıkan kanı izale etmek için fercini yıkar ve çıkış yerine çıkan kanı engelleyecek şekilde pamuk veya benzeri bir şey koyar; onun düşmesini engelleyecek şekilde onu bağlar. Sonra her namazın vaktinin girişi ile birlikte abdest alır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem istihazalı kadın hakkında şöyle buyurmuştur: “Ay hali olduğu günlerde namazı bırakır, sonra gusleder, sonra da her namaz vakti için abdest alır.”[25] Yine Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ben sana o yere koymak üzere pamuğu tavsiye ederim.” Bugün için piyasada bulunan tıbbi gereçler kullanılabilir.
3- Loğusalık (Nifas) ve Hükümleri:
Nifas (loğusalık) doğum ve sonrası dolayısı ile rahimden inen bir kandır. Bu da hamilelik döneminde rahimde kalıp dışarı çıkmayan kanın geri kalan bölümleridir. Kadın doğum yaptı mı bu kan peyderpey dışarı çıkar. Doğum belirtileri ile birlikte doğumdan önce kadının gördüğü kan da nifas (loğusalık) kanıdır. Fukaha bu süreyi doğumdan önce iki ya da üç gün olarak belirlemişlerdir. Çoğunlukla görülen bunun doğum ile birlikte görülmeye başlandığıdır. Muteber olan ise insanın hilkatinin açık seçik ortaya çıktığı doğum halidir. İnsanın hilkatinin açıkça ortaya çıktığı müddet seksen bir gün, azamisi ise üç aydır. Eğer bu süreden önce kadın düşük yapacak olup bununla birlikte kan da husule gelirse, buna itibar etmez. Bundan ötürü namazını, orucunu bırakmaz. Çünkü bu bozuk bir kandır ve bir akıntıdır. Dolayısıyla bu durumdaki kadının hükmü mustahazanın hükmü gibidir.
Loğusalığın çoğunlukla görülen azami süresi kırk gündür. Bu ya doğum ile birlikte başlar yahut da az önce geçtiği gibi doğumdan iki ya da üç gün öncesinden başlar. Çünkü Ümm Seleme radıyallahu anha rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmaktadır: “Resulullah hayatta olduğu dönemde loğusa kadın kırk gün beklerdi.”[26]
Tirmizi ve başkalarının naklettiklerine göre ilim adamları bu hususta icma etmişlerdir. Kan çıkmasının kesilmesi suretiyle eğer kırk günden önce temizlenecek olursa o vakit kadın gusleder ve namazını kılar. Çünkü loğusalık kanının asgari sınırı yoktur. Zira bu hususta onu sınırlayan bir delil gelmemiştir. Kırk günü tamamladığı halde kan çıkması kesilmeyecek olursa, eğer bu süre adetine tesadüf etmişse bu bir ay halidir. Eğer adetine rast gelmiyor ve yine akmaya devam edip kesilmiyor ise, o takdirde bu bir istihaza kanıdır. Ondan dolayı kırk günden sonra ibadetini terk etmez. Kırk günden fazla devam eder de bu sürekli devam etmeyip adet haline de tesadüf etmemişse, bu gibi halde görüş ayrılıkları söz konusudur.
Nifas (Loğusalık) İle İlgili Hükümler
Loğusalığın hükümleri aşağıda görüldüğü gibi ay hali hükümlerine benzer:
1- Ay hali olan kadın ile ilişki kurmak haram olduğu gibi loğusa kadın ile de ilişki kurmak haramdır; ancak bunun dışında ondan faydalanmak mübahtır.
2- Loğusa kadının oruç tutması, namaz kılması yahut Beytullahı tavaf etmesi –ay hali olan kadında olduğu gibi- haramdır.
3- Loğusa kadının Kur’an’a el değdirmesi ve -unutmaktan korkması hali dışında- Kuran okuması –ay hali olan kadın gibi- haramdır.
4- Loğusa kadının loğusalık süresi ile tutamadığı oruçları –ay hali olan kadın gibi- kaza etmesi icab eder.
5- Loğusa kadının loğusalığının sona ermesi halinde -ay hali olan kadına farz olduğu gibi- gusletmek farzdır. Buna dair delillere gelince:
Ümm Seleme radıyallahu anha dedi ki: Loğusa kadın Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’ın döneminde kırk gün oruç tutmadan, namaz kılmadan otururdu.”[27]
Mecduddîn İbn Teymiyye el-Münteka’da[28] şöyle demektedir: “Derim ki: Hadiste kırk güne kadar oturması emredilirdi, demektir. Böylece bu hususta varid olmuş haberin yalan olması önlenmiş olmaktadır. Zira herhangi bir çağda bütün hanımların loğusalık ya da ay halindeki adetlerinin birbiri ile aynı olması imkânsızdır.”
Ümm Seleme radıyallahu anha’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in hanımlarından herhangi bir hanım loğusalık halinde kırk gün beklerdi de ona loğusalık döneminde kılmadığı namazları kılmasını emretmezdi.”[29]
Loğusanın kanı kırk gün bitmeden kesilir, sonra bu süre içerisinde tekrar gelirse:
Loğusa kadının kanı kırk günden önce kesilir kadın da gusledip namaz kılar oruç tutar sonra da kırk gün dolmadan tekrar kan görmeye başlarsa sahih olan bunun da loğusalık kanı olarak değerlendirileceğidir. Bu durumda kadın bu süreyi bekler ve aradaki temizlik halinde tuttuğu orucu sahih kabul edilir, onu kaza etmez. Bunun için Şeyh Muhammed b. İbrahim’in Fetvalarına (II, 102)[30] ve Şeyh Abdülaziz b. Baz’ın Mecelletü’d-da’ve tarafından basılan fetvaları (I, 44) ile İbn Kasım’ın Şerhü’z-zad’e yaptığı haşiyesi (I, 405) ile Kadınlardan Akan Tabii Kanlar[31] (s. 55-56 ) ve el-Fetava es-Sa’diye (s. 137)’ye bakınız.
Kanların Sebebi
Şeyh Abdurrahman b. Sa’dî şöyle demektedir: “Geçen bu açıklamalardan açıkça anlaşıldığına göre loğusalık kanının sebebi doğum yapmak, istihaza kanının sebebi hastalık ya da benzeri bir sebeple gelen arızi bir kan, ay hali kanının sebebi ise asli kan olduğudur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.”[32]
Ay Hali Kanının Akmasını Önleyen İlaç Almak
Eğer kadının sağlığına zarar vermeyecek ise ay hali kanının akmasını önleyen ilaçları almakta kadın için bir sakınca yoktur. Ancak bu ilaçları almanın neticesinde ay hali olmazsa namaz kılar, oruç tutar, Beytullahı tavaf eder; bu ibadetleri diğer temiz kadınların ibadetleri gibi sahihtir.
Düşük Yapmanın Hükmü
Müslüman hanım, sen yüce Allah’ın senin rahminde yarattığı hamilelik hususunda şer’an kendisine güvenilen emin bir kimsesin. O bakımdan onu sakın gizleme! Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Eğer Allah’a ve âhiret gününe iman etmişlerse Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal değildir.” (el-Bakara, 2/228)
Rahmindeki hamileliği düşürmek ve ondan herhangi bir yolla kurtulmak için sakın bir takım yollara başvurmaya kalkışma! Yüce Allah eğer hamilelik halinde oruç sana zor geliyorsa yahut karnındaki yavruya zarar verecekse ramazan ayında oruç açmana müsaade etmiştir. Bu asırda yaygınlık kazanan düşük yapma operasyonları haram bir uygulamadır. Eğer karnındaki yavruya ruh üflenmiş ve düşük yapmak sebebiyle ölmüş ise bu Allah’ın haksız yere öldürülmesini haram kıldığı bir canı öldürmek olarak değerlendirilir. Yüce Allah buna bağlı olarak miktarı hususundaki farklı açıklamalar ile birlikte diyetin ödenme gereği açısından cezâi sorumluluk hükümlerini de ortaya koymuş bulunmaktadır. Bazı imamlara göre bu noktada keffaret ödemek gerekir ki bu da mümin bir köle azad etmektir. Buna imkan bulamayan bir kimse arka arkaya iki ay oruç tutar. Kimi ilim adamı bu uygulamaya küçük mevûde (çocuğu diri diri gömmek) adını vermiştir. Şeyh Muhammed İbrahim, Fetvalarında[33] şöyle demektedir: “Gebe kalınan yavruyu düşürmek için yapılan işler, öldüğünden emin olunmadıkça caiz değildir. Eğer öldüğü tahakkuk ederse caiz olur…”
Büyük ilim adamları komisyonu meclisinin 20.6.1407 tarihli ve 140 numaralı kararında şu hususlar yer almaktadır:
1- Şer’i bir gerekçe olmadıkça ve oldukça dar sınırlar çerçevesi dışında değişik aşamalarında hamile kalmış kadının cenini düşürmesi caiz değildir.
2- Eğer hamilelik birinci aşaması olan ilk kırk gün içerisinde ise ve eğer bu süre zarfında cenini düşürmekten maksat çocukların eğitiminde zorlanmak yahut onların geçim ve öğrenim masraflarını karşılayamamaktan korkmak ya da gelecekleri adına endişe etmek yahut eşlerin sahip oldukları çocuklarla yetinmesi gibi bir gerekçe ile yapılsa, bu caiz değildir.
3- Gebelik alaka (embriyo) yahut bir çiğnemlik et döneminde olup, hamileliğin devamı halinde ölümünden korkulacak şekilde annesinin tehlikeye düşeceğine dair güvenilir bir doktorlar heyetinin kararı bulunmadıkça; cenini düşürmek caiz değildir. Caiz olabilmesi için ayrıca annenin sağlığı için tehlike teşkil eden bütün hususları önlemek ve gerekli bütün yolları denemek gerekir.
4- Ceninin annesinin karnında kalması, ölümüne sebep teşkil edeceğine dair güvenilir uzman doktorlardan bir heyetin kararı bulunmadıkça üçüncü aşamadan ve hamileliğin dört ayını tamamlamasından sonra cenini düşürmek helal olamaz; doktorların bu kararının uygulanabilmesi için ayrıca ceninin hayatını kurtarmak için gerekli bütün yolların da denenmiş olması gerekir. Bu şartlar çerçevesinde ceninin düşürülmesine ruhsat verilmesinin sebebi ise, iki zarardan büyük olanını önlemek ve iki faydanın büyük olanını gerçekleştirmek içindir.
Meclis geçen bu kararları tesbit etmekle birlikte Allah’a karşı takvalı olmayı ve bu hususta emin olunacak şekilde gerekenin yapılmasını da tavsiye eder. Başarı Allah’tandır, Peygamberimiz Muhammed’e ve onun aile halkına ve ashabına salât ve selâm olsun.
Faziletli ilim adamı Muhammed b. Useymin’in “Kadınlardan Gelen Tabii Kanlar” adlı risalesinde şunlar söylenmektedir: “Şayet cenini düşürmekten kasıt onu yok etmek ise eğer bu ruhun ona üflenişinden sonra geçekleşmiş ise haram olduğunda hiç bir şüphe yoktur. Çünkü bu haksızca bir canı öldürmektir. Öldürülmesi haram olan bir canı öldürmek ise Kitap, Sünnet ve icma ile haramdır.”[34]
İmam İbnu’l-Cevzî, Ahkamu’n-nisa adlı eserinde[35] şunları söylemektedir: “Nikâhtan amaç çocuk sahibi olmak olduğuna göre ve her sudan çocuk olmadığına göre cenin oluştuktan sonra artık maksat gerçekleşmiş olur. Buna göre onu kasden düşürmeye kalkışmak evlilikten gözetilen hikmet maksadına aykırıdır. Eğer bu iş hamileliğin ilk döneminde olur ise ve ruhun üflenmesinden önce gerçekleşmişse bunda büyük bir günah vardır. Çünkü artık cenin mükemmelliğe doğru ilerlemekte ve tamam olmak yolunu tutturmuş bulunmaktadır. Şu kadar var ki kendisine ruh üflenmiş olana nisbetle günahı daha azdır, eğer kadın ruh taşıyan cenini kasden düşürecek olursa bu da mümin bir kimseyi öldürmek gibidir. “Diri diri gömülen kız çocuğa ‘hangi günahtan dolayı öldürüldü’ diye sorulduğu zaman…” (et-Tekvir, 81/8-9) diye buyrulmaktadır”.
O halde müslüman hanım! Hangi maksatla olursa olsun böyle bir suçu işlemeğe kalkışma! Bu husustaki saptırıcı propagandalara akla ya da dine dayanmayan batıl geleneklere aldanma.
-------------------------------------------------------------------------------------------
[10] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
[11] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
[12] Hadisi Nesai ve başkaları rivayet etmiştir.
[13] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
[14] Ebu Davud.
[15] İbn Mace
[16] el-Munteka adlı eserde I, 140. Bu hadisi Buhari dışında diğer kütüb-i sitte sahipleriyle İmam Ahmed rivayet etmiştir, demiştir.
[17] Hadisi Buharî rivayet etmiştir.
[18] Bunu Müslim rivayet etmiştir.
[19] XXII, 434.
[20] XXIII, 335
[21] Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
[22] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
[23] Ebu Davud ve Nesai rivayet etmiş, İbn Hibban ve Hakim sahih olduğunu belirtmişlerdir.
[24] Bu hadisi İbn Mace dışında kütüb-i sitte sahipleri rivayet etmiş, Tirmizi sahih olduğunu söylemiştir.
[25] Hadisi Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace rivayet etmiş olup Tirmizi hasen hadistir, demiştir.
[26] Hadisi Tirmizi ve başkaları rivayet etmiştir.
[27] Hadisi Nesai dışında kütüb-i sitte sahipleri rivayet etmiştir.
[28] I, 184
[29] Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
[30] Fakat şunları söylemektedir: “Orucu kaza eder ancak namazı kaza etmez.” Bu ise genel bir ifade olup aradaki temizlik dönemlerinde tuttuğu oruçları mı kaza edecektir, tekrar kan görmeye başladıktan sonra tutmadığı oruçları mı kaza edecektir, açıklamamıştır. Muhtemelen maksat bu son husustur.
[31] Bu eserin yazarı Şeyh Muhammed b. Salih el-Useymîn’dir
[32] bk. İrşadu uli’l-Ebsari ve’l-Elbâb, s. 24
[33] XI, 151.
[34] bk. a.g.e. s. 60.
[35] s. 108-109.
0yorum:
Yorum Gönder